hayat felsefeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat felsefeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ekim 2017 Cumartesi

eer-lijk

Eerlijkheid is een grote deugd. Waardig en eervol.
Eerlijk blijven is altijd de beste keuze. Ook al is het soms de zwaarste.
Je kunt er op steunen, op vertrouwen. Ze zal je nooit in de steek laten, je altijd trouw blijven. Achterhouden of liegen doen dat zeker niet.

Maar het leven wijst uit dat mensen te veel eerlijkheid niet aan kunnen.
Rationeel zal een ieder zeggen van wel, maar emotioneel blijkt dat veelal niet het geval.
Je ziet bij onnodig veel eerlijkheid dat de houding van mensen toch veranderd, ondanks de eerlijkheid. Je relatie wordt toch weer anders. Niet iedereen kan alle eerlijkheid aan; de volledige gedachtegang van iemand over iemand anders. Het zou wel mooi zijn, maar veelal zijn mensen nog niet zo ver. En het is het niet waard dat ver doorgevoerde eerlijkheid ten koste gaat van een goede relatie.

Ik geloof momenteel meer in "wel altijd eerlijk zijn, maar niet overbodige details delen". Je gesprekspartner heeft recht op de waarheid voor dat gedeelte wat hij/zij zou moeten weten, hoort te weten, waar hij/zij eigenlijk recht op heeft. Dat gedeelte dient altijd te worden uitgespoken ongeacht de risico's. Anders wordt het achterhouden of liegen en daar kunnen relaties niet op worden gebouwd.

Maar na een bepaalde grens wordt de diepgang overbodig, zijn details niet meer nodig. Na die grens brengt de eerlijkheid onnodige risico's met zich mee voor de relatie. Zonder dat deel weet je gesprekspartner ook voldoende; de waarheid waar hij/zij recht op heeft. Dus aan ons de keuze om of aan de drang toe te geven om alle details te delen en verre diepgang te bereiken met alle gevolgen vandien of de uitdaging aan te gaan om die grens te kunnen ontdekken, te kunnen bepalen waarbij een ieder de juiste hoeveelheid waarheid geeft en krijgt en de relatie wordt beschermd van onnodige risico's.

Aan een ieder ook de uitdaging om zich zo te ontwikkelen, om bewuster te worden van de eigen persoon en de emoties, dat je ook vergaande eerlijkheid kunt verdragen, kunt waarderen zonder dat dit (onderbewust) negatieve gevolgen heeft voor de relatie. Misschien dat er dan ooit een dag komt dat mensen geen grenzen meer hoeven te kennen voor eerlijkheid.

Eer-lijk, gegroet,
B.T.

30 Eylül 2017 Cumartesi

İslâm alemi BİR alem (olmalı)



İslâm alemi sanki Allah'ın yarattığı ağaç misali.
Büyük.., gövdesi geniş.., kökü sağlam...
Heybetli.
İdi.

Vakit geçtikçe büyüyüp dallara ayrılmış.
Her yeni dalı bir öncesine göre daha ince.
Ama hepsi aslen aynı gövdeye bağlı.
Aynı gövdeden ve aynı kökten besleniyorlar.
Bugün her dal bunun ne kadar farkında?
Dallar kardeş midir? Bugün?

Her dalın yaprakları var.
Kimisininki daha az kimisininki daha çok.
Rüzgar estikçe savrulurlar bunlar.
Bugün rüzgar ne taraftan esmekte?

Yapraklar hangi dala mensup olduklarını bilirler,
Fakat gövde ve kökün farkındalar mı halâ?
Kimisi tutunamaz düşer esen rüzgardan.
Kimisini o dal veya ağaç bırakır.
Mevsimleri; yağmuru, rüzgarı, karı, doluyu
Soğuğu, sıcağı aşan meyve görebilir.
Meyve güzele, faydalıya götürebilir, besleyebilir.
Çürüyebilir, düşebilir de ve artık akıbetini Allah bilir.

Ağaç yaş iken eğilir ve artık doğrulmak kolay değildir.
Fakat mümkündür. Umudu yitirmek Müslüman'a yakışmaz.
Yaradana sığınmak lazım!
Dallarımızı kabul etmek, beraber olmak,
Hatırlamak, öğrenmek, bilmek lazım.
Tekrar kardeş olmak lazım.
Gövde ve köke güvenmek lazım!
Artık bu ağacı budama ve dik durma vakti gelmedi mi?

B.T.


Acı Zaman

Ne yazık ki yaşadığımız acılar öyle bir kazınıyor ki hafızamıza,
Ne denesek silinmiyor. Hatta çırpındıkça yoğunlaşıyor.
Allah'tan zaman var ki onunla hafifliyor,
Şanslıysak unutabiliyoruz da belki bir anlık.
Keşke basitçe silebilseydik artık hatırlamak istemediğimiz şeyleri.
Ya da en güzeli her hatıranın açıp kapama düğmesi olsaydı...

B.T.

4 Aralık 2016 Pazar

Neler bırakıyoruz geride?

Sanki bütün hayatımızı kırk yaşından sonra yapacaklarımız için harcıyoruz...
B.T.
Afbeeldingsresultaat voor footprints in the desert

22 Mayıs 2016 Pazar

Kalp

Kalbimiz biz doğmadan önce biz ölünceye kadar iki heceyle atıyor.
Bu sadece iki kapağın meselesi mi?
Yoksa o da hayatı boyunca Rabbini mi zikrediyor?

B.T.


15 Haziran 2015 Pazartesi

Her daim imtihan

Dünkü yokluk bugün var olsa bile, Allah kulunu imtihansız bırakmaz...

B.T.

3 Ocak 2015 Cumartesi

Değerler paylaşmak

Eğer birşeyler anlatmak istiyorsanız birilerine. Eğer değerler paylaşmak istiyorsanız. Eğer gerçekten dinlenmek istiyorsanız. Eğer beraber doğruları bulup onları beraber yaşamak istiyorsanız. Eğer omuz omuza vermek, sırtınızı ona dayayabilmek istiyorsanız. Eğer sevmek sevilmek istiyorsanız. Eğer dost olmak, kardeş olmak istiyorsanız...

Bunlardan önce kalbe, gönüle hitap etmek gerekir. Yoksa hepsi boşa...

B.T.

21 Aralık 2014 Pazar

Ana, baba

Ana ve baba kelimeleri okadar "ağır" ve "dolu" ki... okadar duygu taşıyan, güven taşıyan kelimeler ki... Nice kelimeler bu duygulara bağlanmış:

Anavatan
Ana kucağı
Ana şefkati
Anayasa
Anadil
Anadolu
Anaokulu
Devlet baba
Babayiğit
Baba adam
Babacan
Baba diyarı
Baba ocağı
Baba yurdu
Baba evi

Tek başımıza, sakin bir ortamda, ana deyince aklımıza ne geliyor? Ya baba deyince? O olması gereken ideal anne ve baba şahsiyetleri gelmiyor mu akla? Ama yoklar. Hiç bir anne veya baba mükemmel değil. Tıpkı mükemmel insanların olmadığı gibi.
İnsan beşer. Beşer şaşar. Hatasız kul yoktur. Ama yine de ana deyince yüklü bir anlam ifade ettiğimizi fark ederiz. Baba deyince de öyle.
Ana... Baba... karşılıklı beklentiler oluşturan iki yüklü kavram. Asıl mesele bu beklentilerin ne kadar karşılık gördüğü.

B.T.

15 Eylül 2014 Pazartesi

Güven bana

Aslında bir insan 100% güven veremez de alamaz da.
Nasıl verilebilir ki? Ne ile?
Güven ancak güvenmemek için bir neden olmadığı sürece vardır.
Ve o süreç devam ettikçe de artar. O anlamda uzun vadeli bir olgudur.
Fakat bir yanlış ile anında yitirilebilir.
Sonra bir daha eskisi gibi olmaz...

Belki de güven insanlar arasında oluşturulabilir en önemli duygudur.

B.T.

26 Ağustos 2014 Salı

Sabır

Hayatımız boyunca büyük ve küçük sabırlar göstermemiz gerekiyor. Birini gösterip bitiriyoruz tekrar bir diğeri yerini alıyor. Hayat daima sabır bekliyor bizden. Hiç durmadan. Kimi dakikalardan ibaret kimi yıllardan, kimi ise bir hayattan. Gereken sabır gerektiği kadar gösterildiğinde sonunda hep bir mükafat, bir kazanç vardır insan için. Fakat gereken sabır gösterilmediğinde de bir kayıp.

Aslında imtahanımızın bir parçası bu hayatta gösterebildiğimiz sabırdan geçiyor. İmtahanı kazanmanın yollarından biri sabır göstermek.

Geriye kalan soru; asıl sabrın ne olduğu ve nasıl gösterildiği...

kurankelimeleri.blogspot.nl

B.T.

15 Haziran 2014 Pazar

Kült ve din

Kültür hayatın bir yorumudur, Dîn ise tek nizamı.
B.T.

10 Mayıs 2014 Cumartesi

Alışkanlık

Alışkanlık. Bu olgunun oluşması senelerinizi alabilir. Fakat türe göre bu birkaç ay, hafta veya gün de olabilir. Alışkanlıkların kötüsü de vardır iyisi de. Aslında hayatta bütün mesele de budur. Neleri alışkanlık haline getiriyoruz veya gelmesine izin veriyoruz? Hangi alışkanlıklarımızdan vaz geçiyoruz veya değiştirmeye çalışıyoruz?

Bir şeye alışmak kolay değildir fakat alıştığımız şey artık kolaydır. Alışkanlıklar uzun ömürlüdür ve böyle güçlü bir olguyu değiştirmek, ondan vaz geçmek de zordur.

Nefs bu karar ve çabalarımızda yanı başımızdadır. Kendisine tatlı geleni alışkanlık haline getirmemizi ister. Sonrası da bize kalmıştır. Neyi seçiyoruz? Ne yapıyoruz? Nelerin alışkanlık haline gelmesini istiyoruz?

Birkaç gün birşey yapmamak bile artık günlerimizin boş geçmesini alışkanlık haline getirebilir. İş işten geçtikten sonra belki ne kayıplar verdiğimizin farkına varırız. Namaz kılmak alışkanlık haline getirilebilir ve zor iken kolaylaşmış olur. Aynısı tersi için de geçerlidir; kılmamak da alışkanlık halidir ve "kolaydır".

Fazla yemek yemek, geç yatmak, çok konuşmak, yardım etmemek, israf etmek, Kuran'dan uzaklaşmak, bunların hepsi alışkanlık haline gelebilir. Aynısı tersi için de geçerlidir. Nelerin alışkanlık haline gelmesini, kolaylaşmasını isteriz ve bunun için gereken çabayı ortaya koyarız? Asıl mesele budur. Diğer engel görünen etkenler sonra gelir ya da bahanedirler.

Genelde doğru şeyleri alışkanlık edinebilmenin bir bedeli vardır. Vakit, enerji, nefsi terbiye etmek gibi. Kötü şeyleri genelde daha kolay alışkanlık haline getirebiliriz, fakat onların da sonucunun bir bedeli vardır...

B.T.

16 Nisan 2014 Çarşamba

"Fakir"in gücü

Kaybedecek birşeyi olmayan daima kaybedecek birşeyleri olandan daha güçlüdür.

B.T.

9 Ekim 2013 Çarşamba

Gözler

Her göz aynı görmez. Göremez. Gözün hangi vücut ve beyine bağlı olduğu belirleyicidir. Algılama vücudun tecrübesine ve beyinin birikimine bağlıdır. Ayrı gözler aynı şeyi görebilir fakat ayrı duygular ve düşünceler oluşturabilirler. Dolayısıyla bizim birşeyi görüp algılamamız başka bir kişinin aynı şeyi aynı şekilde algılaması anlamına gelmez. Belirli bir meseleye bakmak da aynı. Belirli bir süreci değerlendirmek de. 

Gösterirsiniz görmezler. Gösterirler görmezsiniz.

Gözlere ulaşan etkenler tecrübe ve birikim oluşturur ve irade ile birlikte bunlar vakitle görmeyi veya kör kalmayı sağlar.


B.T.

p.s. I Bu yazıyı okuduğunuzda bile kiminiz kiminize göre içeriğini değişik algılayacaktır.
p.s. II Bu farkı konuşarak da tam kapatamıyorsunuz. Algılama daima daha ağır bastırır.

3 Ağustos 2013 Cumartesi

"Eleştiri geliştirir". Allah yolunda da.

Allah yolunda mücadele etmek istiyorsak şayet ve o yolda ilerlemek istiyorsak, ilkin - samimi olan - eleştirilere açık olmamız lazım ve kendimiz de etrafımıza eleştirisel bakabilmemiz lazım. Belki bunları zaten doğal bir şekilde - bilinç altında - yapıyoruzdur. Fakat bu iki tutum ilerleyebilmek için okadar önemli ki, onları bilinçli bir şekilde geliştirmek gerekiyor; bilinç "üstüne" çıkarmak gerekiyor. Neden mi?

Hayatımız boyunca tek bir bakış açısıyla doğruları yakalayamayız. Bu da tam Müslüman bireyin yakalaması gereken özellik: Doğruyu yanlıştan ayırt edebilmek. Bunu başta Kur'an ile yapmalıyız, çünkü o bizim için doğruyu yanlıştan ayırt eden Kitap'tır (Enfal 29, İsra 81, Furkan 1). O kemale erdirilmiştir, eksiksizdir, mükemmeldir (Enam 115, Ankebut 51, Maide 3). Eksik olabilen ancak biz olabiliriz. Henüz birikimimiz yetersiz olabilir. Hele sadece tek bir bakış açısına sahip isek. Onun için müslüman birey daima (samimi) eleştirilere açık olmalıdır. Ancak bu durumda kendisini geliştirebilir ve Allah katında takva derecesini yükseltebilir. Rabb'imizde zaten bunu istemiyor mu bizden: Takvalı olmamızı? Onlar sözü dinlerler ve en güzeline uyarlar diyor Kur'an (Zumer 18). Bunun için de duymak yetmiyor dinlemek gerekiyor. Nihayetinde dinlemekle de yetinemiyoruz. En güzel söze uymamız lazım; yani onu yaşamak lazım.

18 Mayıs 2013 Cumartesi

Dos(t)dogru

Doğruyu bulmak uğruna kimin doğru olduğu önemsiz.

B.T.

20 Nisan 2013 Cumartesi

Kayıp

Bu yolculukta da tekrar öğrendim:

Karamsarlık bu hayatta insana kaybetmekten başka bir şey kazandırmıyor.

B.T.

5 Nisan 2013 Cuma

Bir hayat felsefesi (Yeter)

Bir konuda yeterliliğimize değil,
Bütün konulardaki yetersizliğimize bakmalıyız.
Devamlı.
Çünkü insan acizdir.
Çünkü konuları, olayları, insanları kusursuz değerlendiremez...

B.T.

21 Şubat 2013 Perşembe

Pluk de dag en Gedenk te sterven


De combinatie van beide visies is terug te vinden in de levensbeschouwing van de Koran.

B.T.

Carpe diem is een Latijns spreekwoord dat Pluk de dag betekent. De zinsnede is afkomstig van de Romeinse dichter Horatius (Ode 11 uit Boek 1). Carpe diem dient als metafoor ter aansporing om de dag van heden te gebruiken en om niet tot morgen uit te stellen wat vandaag gedaan kan worden in de zin van de Stoa of het Epicurisme. Horatius zag zichzelf als epicurist. De context is
[...] sapias, vina liques, et spatio brevi spem longam reseces. dum loquimur, fugerit invida aetas: carpe diem quam minimum credula postero.
Vertaling:
[...] wees wijs, zeef de wijn en tot een kort tijdsbestek moet je je lange termijn inkorten. Terwijl wij praten ontsnapt de jaloerse tijd: pluk de dag en reken zo min mogelijk op morgen
Later werd carpe diem ook wel hedonistisch opgevat als "geniet zo veel mogelijk van de dag van heden".

Memento mori is een Latijnse zin die traditioneel wordt vertaald als Gedenk te sterven of Denk eraan te [moeten] sterven. Vrijere vertalingen zijn Bedenk dat u sterfelijk bent of Denk aan je eigen sterfdag. Het is het devies van de Trappistenorde. De spreuk komt al voor op zilveren Romeinse bekers.

Tertullianus meldt dat tijdens een triomftocht door Rome een slaaf achter de triomfator op zijn zegewagen stond die hem in het oor fluisterde "Respice post te! Hominem te memento!" (Kijk achter je! Bedenk dat je slechts een mens bent!). Dit om te voorkomen dat de triomfator zich verheven zou voelen, waar de Romeinen "als de dood" voor waren (zie ook Tarquinius Superbus). Dit verhaal wordt echter door geen enkele moderne schrijver bevestigd.

Het memento mori ligt dicht bij een ander Latijns thema, het carpe diem (pluk de dag). Het christendom heeft er echter een geheel eigen betekenis aan gegeven, met slechte vooruitzichten als men te veel erop los leeft.

Bronnen:
Zie ook: