hikâyeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hikâyeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2017 Salı

İnsan, kültür ve yemek...



3 seasons...


Konu ile ilgili bu kadar kaliteli bir belgesel beklememiştim...

Didn't expect a documentary of this quality...

B.T.

3 Ocak 2015 Cumartesi

Evimin Direği

Belki komik gelebilir, ama böyle bir ifade samimiyetle bir bayan tarafından eşi için kullanılsaydı bu nasıl bir aile tablosu çizerdi aklınızda? Bir eş bu ifadeyi nasıl kullanabilir? Eşi nasıl bir insandır ki bu ifadeye laik görülür?

İlk başta büyük bir sevgi bağı mevcuttur her halde. Sonra karşılıklı müthiş bir saygı. Kadın erkeğine teslim olmuştur, onun yanında huzurlu ve güvende hissediyordur kendini. O da onu himayesi altına almıştır, çünkü onun sorumluluğudur, namusudur. Erkek kadınını, çocuklarını ve evini koruyordur. Onları rızıklandırıyordur. Ve tabi bu olgular arasında karşılıklı mutluluk sözkonusudur. Sanırım ancak bu durumda bir bayan erkeğine bu ifadeyi laik görür.

Eski Türk filmlerinden aklımda kalmış. Acaba gerçekten var mıdır böyle birşey yoksa ben fazla film mi seyrettim :-)

B.T.

8 Ağustos 2014 Cuma

11 Mayıs 2014 Pazar

Oba

Bazı şehirlerde öyle yerler vardır. Herşeyin güzel, huzurlu ve yeterli bir şekilde bir arada olan. Nasip olursa böyle yerleri keşfederiz ve gönlümüzün bir köşesinde yer veririz onlara. Tatlı bir yer.

İnsanlar masum bir şekilde bir araya gelirler böyle yerlerde. Tarafsız bir bölge gibi. Her yaştan ve renkten insan bulabilirsiniz orada. Her türlü kültür. Oturup seyretmek huzur verir. Görmek birşeyler kazandırır insana.

Öyle yerlerde herşey bulabilirsiniz insanın askari ihtiyaçlarını karşılayacak: İnsan, ortam, ses, sessizlik, görüntü, manzara, ışık, oturabilecek yerler, sohbet, yemek, içecek, çatı, lavabo, temiz hava ve şansınız varsa kitap, müzik, müze gibi şeyler. Herşey bir araya toplanmıştır veya denk gelmiştir.

Bugün yine öyle bir yere vakit ayırdım. Amsterdam merkezinde OBA ve çevresi. Günlerden pazar. Anneler günü. Önce kütüphanede biraz dolaştım. Sessizlik alanında oturup Doğu ve Batı Arasında İslam kitabından okudum. Sonra biraz daha dolaşırken birinci kattan zemin katı gören bir yere yaslandım. Aşağıda insanlar piyanonun etrafında toplanmış, birkaç gencin sırayla güzel çalışını dinliyor. Sağımda solumda insanlar okuyor. Kimileri beraber çalışıyor. Bazı köşelerde muhabbet. Üst katta güzel manzarası olan La Place. Sol aşağı köşede Vapiano'nun bir kısmı görünüyor. Alt kat çocukların okuma ve algılama dünyasına ayrılmış. Yedi kat ilim, bilim, kültür ve sanat dolusu bir bina. Bu ülkede o kadar olumsuzluk arasında yine de hizmet sunulan güzel bir ortam. Etrafta istasyon, dükkânlar, müzeler ve su manzarası.

Dışarıda şu an yağmur yağmıyor. Şimdi bir yürüyüş ve temiz hava zamanı, yan tarafta bulunan konservatuvarda biraz klasik müzik sonra yine buradayım. Menüde Vapiano, arapça ve Aliya İzzetbegoviç var...

B.T.

p.s. "oba" kelimesine sözlükten bir bakın; değişik ilginç anlamları var...

The Roadtrip (2014 - GB - part 2)

One big island.
Three bold men and a Harry.
A trip through Edinborough, London and Wales.
A night with Yanni and his nightingale.

"Do you speak English?" ... (3 minutes later) ... "Do you speak English?"
"Bari domatesleri koysaydık..."
"Ben aslında yiyebilirim abicim, demin vejetaryan yedim ya..."
"Günaydın abicim, siz yemek yediniz mi?"
"Özlem her ilişkide lazım..."
"The NORTH..." and "The SOUTH..."

cast: the Wall, Tolstoy, Ortak and me

since May on your smartphone...

8 Kasım 2013 Cuma

NL'de 1 PZR günü

Hollanda'da bir pazar günü.

Evdekiler meşgul ama benim evde yapacak birşeyim olmadığından canım sıkıldı. Okumak için dışarı çıktım uygun bir yer bulurum diye. Hava fırtınalı ve arada bir yağmur yağıyor. Sokaklar durgun. Hollanda'da sonbaharda bir pazar günü işte. Araba ile hastahanenin yanından geçtim, şehir merkezine doğru ilerledim, limana varıp geri döndüm ve kendimi on onbeş dakika önce yanından geçtiğim hastahanenin içinde buldum. Burası okumak için uygun bir yer olsa gerek.

20 Nisan 2013 Cumartesi

The Roadtrip (2013 - april)


Konstanz (D), Beatenberg (CH), Vaduz (FL), Frastanz (A).

One Clio.
Two brothers.
Three nights.
Four countries.

They must drive to live and to survive the mountains!
Between 5 and 35 degrees!
Between altitudes of 0 and 1500 km!

dialogs:
"................................... ?"
"................................. ??"
"................................. !!!"

Cast:
Engin Çelik
Bülent Topal

Genre: Horror
Duration: over 80 hours

Now on TV

İki göl arası

Geldim yine "göller arası" denilen yere. Kendimi de biraz öyle hissediyorum; iki değer, doğru ve yanlış, arasında. Sanki tepeleri pudra şekerine batırılmış dağlarda ayağım kaysa yanlışa düşeceğim. Dikkat etmem lazım. Ederken de ister istemez yanlışlar yaptığımı biliyorum. İnşaallah küçük yanlışlardır, ki yaptığım iyi şeylerle Rabbimin vaadine nail olurum da üzerini örter.

Dünyadaki "cennet" denilebilecek bölgelerden biri burası. Alp dağlarının yükseldiği ülkeler. Yerlileri de bunun farkında mı acaba? Bir sanat eseri bu tablo. Gökte ve suda kullanılmış maviler. Karada ve dağlardaki yeşiller. Tepelerine ve yamaçlarına serpilmiş kar ve şaleler. Aralarından göze batmadan kıvrılan yollar. "Olmaz" böyle bir sanatçı! Şükrettim. Kendimi içinde kaybetmeden misafir olup geçmem lazım diye ikna ettim kendimi.

Anılar canlandı burada. Şükrettim. Dört sene önce bu bloğa ilk yazımı yazmıştım tam bu yerde. Düşünüyorum da. Neler yaşadık be bu arada. Acılar ve tatlılar. Kaybetmeler ve bulmalar. Bir yol tutturdum gidiyorum bakalım...




B.T.

28 Aralık 2012 Cuma

Yalnız Yolcu

Bugün yalnız bir yolcuyum. Bir yerlerden gidiyor, bir yerlere geliyorum. Müzik, hüzün, huzur vakti paylaşıyorlar aralarında. Ve Allah'ın ayetleri.

Sanki hayat değerini diretiyor. Duyuyorum onu. Acısını da.

Bakarak gidiyorum etrafıma. Bugün kimsenin acelesi yok gibi. Yoğun, stresli, monoton, çalışma günlerinin arasında bir tatil günü işte. Noel. Ve ben kaçtım. Yoldayım. Ama kaçış var mı ondan bilemiyorum. Neredeyse bütün dünyaya kabul ettirmiş kendini. Kutsallığından çok ticari.

Betonlar arasında olmaktan bıktım. Onlar mı doğayı kuşatmış doğa mı onları bilemiyorum.

Yıldızlara hasret kaldım. Ama hava bu yolda da kapalı.

Yoldayım. Ve görebildiğime şükrediyorum.

Rabb'imin boyası... Var mı hayata ondan güzel renk verebilen.

Yoldayım. Hava yağmurlu ve soğuk. Arada bir güneş inadına ışığını saçıyor.

Soğuk da O'ndan sıcak da...

B.T.
25-26/12/2012

13 Aralık 2012 Perşembe

Verlost

Zo licht als een veertje zwevend, gewichtsloos. Geen druk, geen last, geen kracht. Vrij. In balans en vredig. Ogen gesloten, alleen voelend. Geheel uitgerust. Stromend in de rivier des leven. Inhalerend de schoonste lucht ooit. Longen volledig gevuld en overgestroomd. Geen honger lijdend. Het is stil, alleen de bries en het stromend water bereiken het gehoor. Veilig. "Vleugels" uitgeslagen. Geen pijn in enigerlei vorm. Immense liefde en rust. Terwijl we samen zijn, glimlachen en delen; het goede. Geen materiële behoefte. Alleen immaterieel. Onderworpen, overgeleverd aan de Almachtige. Totale acceptatie en overgave. Droom ik in mijn fantasie van enkele seconden...

B.T.

3 Temmuz 2012 Salı

20 gün

1
Sabiha Gökçen, otobüs ile Taksim'e, N. bizi aldı, yemek; karışık soğumuş ızgara, Güllüoğlu kapanış saati, muhabbet, hala'ya, vefat olayı
2
hala, taksi ile N'ye, Unkapanı, tiyatronun önü, tur; ofis, Vefa Semti, Süleymaniye'de kuru fasülye, namaz, Sahaflar Çarşısı, McDonald wc macerası, Sultan Ahmet, Gülhane Parkı, tepesi, çay, manzara, meltem, Gülhane, Sultan Ahmet Köftecisi, geri yürüyüş, otopark, A'yı aldık, V'yi bekledik, kuru pasta aldık, N'lere geçtik, sohbet, çay, hala, sohbet
3
berber, halaoğlu/halakızı, 212, ING pas kayıp, ayakkabı, siesta, N., Oba; Balta Limanı, super manzara ve yemek, arkadaşlara sms, sohbet, dönüş; Ortaköy, Beşiktaş, Sortie, Laila kim?, hala

14 Haziran 2012 Perşembe

Hayat işte

Dün
Semada iki yıldız kaydı
Hayat ağacından iki yaprak düştü
İki ayrı gözden birer damla yaş aktı
Bir bağ daha koptu

Bugün
Dünü düşünmek
Yarına bakmak
Bismillah deyip
Devam etmek

Yarın
Allah Rahman ve Rahîm ...

B.T.
(S. ve F. için)

13 Haziran 2012 Çarşamba

1001 Gece Masalları

Alaaddin prensesine,
Sinbad maceralarına,
Ali Baba da hazinesine kavuştu.

Hepsini duyduk.
Hepsini dinledik.
Hepsiyle uyuduk.

Önümüzde 1002'nci gece ...

B.T.

7 Mayıs 2012 Pazartesi

The Roadtrip (2012 - N)

Four men. One decision. One goal.
A trip to Norway and back by car, boat and train.
4 seasons and 5 countries in 6 days.
Kristiansand, Preikestolen, Flåm and Geilo nights.
Seas, fjords, lakes, rivers, waterfalls and mountains.
Sun, rain, wind and snow.


"Söylesin söylesin sabaha kadar söylesin"
"We look not our back, we look our front"
"I think so no"
"Sanki bu insanlar hep tebessüm ediyor"
"There is a chinese Dutchman missing,... Can we look in your car?"
"Bu adamların aylık geliri ne kadar acaba?"
"Wat mis je in jouw leven?"


Cast:
Levent Topal
Ubeydullah Yıldırım
Erhat İlgar
Bülent Topal


Genre:
adventure, comedy, documentary, music, nature


Now on DVD...

11 Nisan 2012 Çarşamba

De geest in de spiegel

Indringend kijk ik in de spiegel... Wie is dat..? Ze zeggen dat ik dat ben. Wie ben ik eigenlijk..? Nee, dat ben ik niet. Dat is het lichaam dat om mij heen zit. Vlees wat ik niet zelf heb uitgekozen. Het omringt mij. Geeft mij vorm. Maar dat ben ik niet. Ik zit ergens daarbinnen. Maar jullie kennen mij zo. Niet ik. Ik ken mij van mijn gevoelens, mijn gedachten, mijn ratio. Dat ben ik. Maar dat weten jullie niet. Als ik in de spiegel kijk zie ik pas wat jullie zien. Maar ik ken mijzelf niet zoals jullie mij kennen. Dus eigenlijk ben ik een vreemde voor mezelf. Ik ben degene die door mijn ogen naar buiten kijkt. Maar jullie zien de eigenlijke ik niet. Dus eigenlijk ben ik ook een vreemde voor jullie. Hoe denken wij elkaar dan te kennen? Er zit iets tussen jullie en mij en tussen mij en jullie. Een lichaam om mijn geest. En één om die van jullie. Het is ons lichaam en onze geest, maar toch kunnen wij er niet zelf uit en zijn er niet zelf ingekomen. Is het dan nog ons lichaam en onze geest?

Mijn geest dat ben ik. De geest stuurt het lichaam. Het lichaam kennen jullie. Maar jullie kennen mij niet. Ik ben mijn gevoelens. Ik ben mijn daden. Ik ben mijn woorden. Ik ben mijn gedachten. Voor jullie. Dat ben ik.

Dus waarom nog in de spiegel kijken als ik mijzelf toch niet zie?

Ik weet wat de ware spiegel is. Dat zijn jullie.

B.T.

1 Mart 2012 Perşembe

Yine!

Yine öyle bir gece.
İçimde teslim olduğum bir kaç gündür süren yabancısı olmadığım bir burukluk.
Hoş geldin.

29 Aralık 2011 Perşembe

van 1977 naar 2011 en verder

Tijdens deze laatste dagen van dit jaar kijk ik nog even terug. Terug naar de 33 hiervoor. Elke periode in mijn leven overdenkend. De fasen. De tijden.

2 Eylül 2011 Cuma

Waas

Wazig zie ik door mijn met tranen gevulde ogen de mensheid tegemoet. Mijn tranen stromen over en vormen hoop voor de toekomst. Zouden de stromende wateren op aarde ooit zijn gevloeid uit soortgelijke ogen? Zou het verdriet der tijden zo groot zijn geweest? Misschien is het bestaan zonder tranen niet eens mogelijk.

Waar komen we eigenlijk vandaan? Hoe zijn we hier gekomen? Wat hebben we allemaal wel niet gedaan om hier te komen? Hoeveel water heeft daarbij gevloeid? Waar gaan we heen? Waar willen we uiteindelijk uitkomen? Wat hebben we daarvoor over? Hoeveel tranen nog?

Als de mensheid een reiziger is die een einddoel voor ogen heeft, dan ben ik maar een tussenstation en heb ik tranen voor mijn ogen op dit pad van haar keuze die zij bewandelt en zie ik haar wazig tegemoet.



B.T.

25 Ağustos 2011 Perşembe

De optimist

Met de eerste stralen van de ochtendgloren op mijn gezicht wordt ik wakker gestreeld. Weer een mooie dag dat ons te wachten staat. Weer een nieuwe dag vol verrassingen en ervaringen. Wat ben ik daar dankbaar voor en verheug ik mij op het komend etmaal. Snel spring ik uit bed en maak mij op om het huis te verlaten de wijde wereld in.

De pessimist

Mijn met tegenzin op een te vroeg tijdstip ingestelde wekker gaat af. Met moeite sleur ik mijzelf pas een half uur later uit bed. Weer een dag om tegenin te gaan. Wat staat me vandaag weer allemaal te wachten? We zullen wel zien. Nog helemaal aankleden voordat ik me naar buiten kan begeven.